Global pazarda satış yapmak ile global marka olmak aynı şey mi?
Hepimizin yaşamında olduğu gibi, iş hayatında da çok sayıda yanılgı var; en büyük yanılgılardan biri şudur: “100 ülkeye satış yapıyoruz. Demek ki global bir markayız.” Hayır!
Global pazarda satış yapmak ile global marka olmak aynı şey değildir.
Birincisi lojistik ve ticaret başarısıdır.
İkincisi ise zihinlerde yer edinme başarısıdır.
Aradaki fark, sanıldığından çok daha büyüktür. Bugün dünyanın birçok üreticisi ürünlerini onlarca ülkeye gönderiyor. Ama dünyanın her yerinde insanlar aynı heyecanla bekledikleri kaç marka var? İşte önemli soru budur.
Bir distribütör sizi raflara sokabilir ama hiçbir distribütör tüketicinin kalbine giremez!
Bir satış organizasyonu size ciro kazandırabilir ama marka; fiyatlama gücü, sadakat ve kriz dönemlerinde ayakta kalma gücü kazandırır.
Gerçek global markalar;
Ürün ihraç etmez.
Kültür ihraç eder.
Kategori oluşturur.
Tüketici davranışını değiştirir.
Rakiplerini fiyat üzerinden değil, algı üzerinden rekabete zorlar.
Bu yüzden dünyanın en değerli şirketleri en fazla satış yapanlar değil;
En güçlü marka sermayesini oluşturan şirketlerdir.
Yönetim kurullarında artık şu soru daha fazla sorulmalı:
“Biz yeni ülkelere ürün mü gönderiyoruz, yoksa dünyanın farklı coğrafyalarında aynı duyguyu, aynı güveni ve aynı tercihi oluşturabilecek bir marka mı inşa ediyoruz?”
Çünkü ihracat rakamları bilançolarda görünür.
Marka değeri ise şirketin geleceğinde görünür!
Ve unutulmaması gereken bir gerçek var:
Satış, bugünün performansını gösterir.
Marka ise “yarının değerini” belirler.
İkisini birbirine karıştıran şirketler ticari yaşamlarına belki devam edebilirler.
İkisi arasındaki farkı anlayan şirketler ise dünyaya yön verirler!